Elmasların dünyanın oluşumundan beri var olduğunu, onların tahmin ettiğinizden de çok yaşlı olduğunu biliyor muydunuz? Milyarlarca yıl öncesinde yer kabuğunun altında sıkışıp kalmış, yüksek ısı ve basınçla yer kabuğunun içinde hapsolmuş ve volkanların o muhteşem püskürmesi esnasında fışkıran lavlarla birlikte gökyüzüne çıkabilmişler. Bununla da kalmayıp yeryüzünde de çetin geçen bir süreçten sonra insanoğlu tarafından keşfedebilmişler ancak sadece çok az bir kısmı bu keşiflerde bulunabilmişler. Vuslata yani…
Benim babam da böyle işte, tıpkı bir elmas gibi sıkışıp kalmış bir çocukluk, baskılar, öfkeler, üzüntüler, parasızlık, hastalık, çaresizlik, bazen azda olsa gülen yüzler arasında geçen bir gençlik ve olgunluk la gelebilmiş bu günlere. Tıpkı bir elmas gibi, sabırla bekleyen ama yılmadan usanmadan bekleyen, bir gün bu sabrının çevresinde kilerinin mutluluğu için olduğunu bildiğinden her geçen yıllara inat biraz daha sertleşerek, biraz daha güzelleşen elmas gibi… babam gibi…
Her elmas bir gün sabrının mükafatını görmek ister, gün ışığına çıkarılmak, işlenmek, ışıldamak, tendeki sıcaklığı hissetmek ister. Bir baba nasıl ömrü boyunca evladı için her şeye göğüs gererse, çocuğunun gülmesine ortak , ağlamasına derman oluşunun, yavrusu hastayken içinin sızlamasının, küçükken beraber yaşadığı okul telaşının, büyüyünce sessizce cebine bırakılan harçlık sırrının, bazen öfkesinin, bazen ukalalığının, bazen yanağına verdiği o sımsıcak öpücüğünün, bazen serseri bir aşığa dönüşünün şahidi ,bazen uysal bir kedi oluşunun keyfinin, hep onun yanında olmasının, tüm hayatı boyunca onun sağ omzunda oturan sessiz bir melek oluşunun mükafatını da bekler mutlaka. Hakkıdır bu onun çünkü.
Bunca çileli yolda yürümek çok zordur içi sızlamayan, vicdanı titremeyen insan için. Baba olmak zordur bu yüzden! Yürek ister. Hep bir şeylere yetişme, yetiştirme telaşı içindeyken, yorgunken, bitkinken, hep emek verip karşılığını hak ettiği kadar alamıyorken bunca yılgınlığı evin içine taşımamak, gözleri bulutlanmadan , yokluğu hissettirmeden eşine çocuğuna gülümsemek, yok iken var etmek, var edemiyorken bile var’mış gibi hissettirmek, içi üşüse bile evlada sarılınca teninin sıcaklığını verebilmek, hem de damarlarında ki tüm sevgiyi boşaltarak verebilmek zordur gerçekten.
Ben bu yüzden bir elmas alacağım babama bu babalar gününde. Birbirlerine en yakışacak iki anlam yüklü, iki değerli varlık. Sabrının sonunda işlenmiş , pırıl pırıl bir pırlanta yakışırdı ancak babama. Biliyorum ki babam da bu değerli hediye ye baktıkça önce kendini, sonra da onun emeklerini boşa çıkarmayan ve bunun mükafatını vermek için koşturan evladını, beni görecek. Bu öyle anlamlı bir hediye ki, zamanı durduran, durdukça daha da ışıldayan, değerlenen ve için de bin bir anlam barındıran bir şey. Babamdan sonra belki oğluma, belki zamanla onun da çocuklarına geçecek, aramızdaki o büyülü bağın bir simgesi haline gelecek kim bilir?
Tags: babalar günü, elmas, pırlanta

